Seçimlerimizin Kelebek Etkisi

Seçimlerimizin Kelebek Etkisi

Bir keresinde eski bir arkadaşım iki seçenek arasında kaldığım ve kendisine “sence hangisi doğru?” diye sorduğumda “sen hangisini seçersen doğru olan o’dur” demişti. Bir tür kelebek etkisi ya da paralel evren olasılıkları gibi…

Seçimlerimiz geleceğimizi şekillendiriyor. Seçtiğimiz yol sonrasında tercihimizden pişmanlık duysak bile diğer yolda yaşayacağımız sıkıntıları ya da güzellikleri asla bilemeyeceğiz.

İş arama sürecinde aynı anda iki yerden olumlu cevap alan arkadaşım gibi… Her iki firmada istediği niteliklere ve özlük haklarına sahip. Ancak bilmesi gereken, çözmesi gereken hangisinin kendisini daha fazla tatmin edeceği, hayatına dair beklentileri ile örtüşüp örtüşmeyeceğidir…

imagesBeklentilerimiz ile ilgili yaptığımız en büyük hata; “zihnimizde yaptığımız terzilikler”dir… İhtiyaç oluşan durumu tamamlayacak parçayı ararken zihnimizdekine yüzde yüz uysun istiyoruz. Kafamızda ölçüyor, biçiyor, boyuyor, şekillendiriyoruz. Kafamızdakine en uygun tercihi yaptığımızda “işte budur” diye mutluluk çığlıkları atıyoruz. Hikayemiz heyecanla başlıyor ancak gelişme bölümünde zihin terzimizin girdiği detaylara uymayan parçalara takılıyoruz. Tercihimizin yanlış olduğunu düşünüp pişmanlık duyabiliyoruz.

Yapılan tercihler sonrasında, zorluklarla veya kendi zihinleriyle uymayan durumlarla karşılaşanların, bu evrede gösterdiği farklı davranış modellerini gözlemlerimle şöyle özetleyebilirim:

  • Kimisi hiç uğraşmıyor “oynamıyorum ben” diyerek sessiz sedasız gidiyor… Pes etmeler bir süre sonra hiç bir durumu beğenmeyen kişilik bozukluklarına yol açabilir. Dikkat etmek lazım. Yarı yoldan dönüp tercihlerimizle etkilediğimiz diğer hayatlarda da olumsuz izler bırakabiliriz. “Ah” almak gibi… Tamir olmayacak boşluklar bırakmak gibi… Zarara sokmak, zaman çalmak ve güven duygusunun kırılmasına neden olmak gibi…
  • Kimisi zihnindeki gerçeklerle uyuşmayan karakterleri değiştirmeye çalışıyor. Çoğunlukla değiştirmeye çalışan kişiler yel images (2)değirmeni savaşçısı gibi havaya laf söylemekten başka sonuç elde edemiyor. Çok konuşmak da doğru değil…  Ağızdan çıkan her söz ve ısrarla yapılan her hareket sonrasında pişmanlığa ve hatta kendini gurursuz gibi hissetmeye neden olabilir. Çırpınışların dozu “her şey güzel olsun” diye artabilir. Ancak bu iyi niyet, bazen karşı tarafa hapis cezası gibi hissettirebilir. Hırsa kapılıp zorladığımız kapılar yüzümüze temelli kapanabiliyor. (Bir keresinde ben de böyle bir hata yaptım. Bir kapıyı “anlaşalım, orta yerde buluşalım” diye zorladım. İticileştim, çirkefleştim. Olmadığım bir karaktere bürünüp haklı olduğum konularda dahi haksız durumuna düştüm. Olmadığımı söylediğim karakterin aynası gibi oldum… Pişman oldum. “Oluruna bırakma” fiilinin anlamını tekrar gözden geçirmem gerektiğini anladım. Bir daha böyle bir durumda kalırsam “oluruna bırak” diyeceğime kendi kendime söz verdim.)
  • Kimisi olduğu gibi kabulleniyor. Olanla yetinmeyi, mevcudu anlamayı, uyan tarafların mutluluğunun kıymetini biliyor. “İşe aidiyet” ve “uyumluluk” yetkinlikleri de bu kalıpta yer alıyor. Keşke girdiğimiz yeni yollarda karşılaştığımız tüm sorunlarda hepimiz, her zaman bu olumlu tavır içerisinde olabilsek… Ancak bazen olmuyor… Yol bitiyor. Alınan mesafeler, sadece boşa sarf edilen bir yorgunluk olarak, içimizde kalıyor.

indirEğer seçim yapmanız gereken durumlarda olumlu özelliklerin sıralaması kadar karşınıza çıkacak size olumsuz gelen özelliklerinde sağlamasını yapmazsanız; seçimlerinizden pişman olmaya, tekrar tekrar başa dönmeye, yarım bırakmaya, yarım kalmaya, seçimleriniz ile dokunduğunuz hayatları da olumsuz etkilemeye mahkum olursunuz.

Unutmamak lazım ki zihin terzimizin oluşturduğu hayaller ile gerçek hayatların bizden beklentisi hiç bir zaman bire bir aynı olamaz. Başladığımız, sorumluluk aldığımız, umut verdiğimiz, beraber yola çıktığımız insanları, tercih ettiğimiz durumları, en ufak bir uyumsuzlukta bırakmak asla etik değildir.

Pişman olmak, kafamızı kaldıramamak yerine, başta iyi düşünmek gerekir…

Yarım bırakmaya ne gerek var?

Sen hangisini seçersen doğru olan o’dur…

Sen hangi seçtiğinden vazgeçersen başa döndüğünde asla eski sen olmayacaksındır…

Sen hangi yolu seçmezsen yanlış olan o’dur.

“Pişman oldum ve bu yoldan çekiliyorum” veya “eksi gördüğüm yönlerle baş etmek istemiyorum ve bu yoldan çekiliyorum” demek, her eylem için yeterli mazeret olamaz. Bir o kadar da; bu sözleri sarf eden insanlarla, orta yol bulmak adına, kaybetmemek için konuşmaya çalışırken ısrarcı olmak da çözüm olmaz.

Kararların sağlamalarını doğru yapamayan ve başkalarını da yaptığı seçimlerle mağdur eden insanlara itafen…

Bazı yazıları, okunmak için değil, yazarken çuvaldızı ve iğneyi batıracağım yanları görebilmek için yazdığım doğrudur.

Hatice Bulut

Paylaşmak ister misiniz?Share on FacebookTweet about this on TwitterShare on LinkedInShare on Google+Pin on PinterestPrint this pageEmail this to someone

Yorum Yapın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Visit Us On FacebookVisit Us On TwitterVisit Us On Linkedin